Toplu Oyunlar - Gül N. Yuyucu Yıldırım

Gül N. Yuyucu Yıldırım’ın “Sonunu Sen Yaz”, “Ambar”, “Ses” isimli oyunlarını içeren “Toplu Oyunlar” adlı kitabı Truva Yayınları’ndan çıktı.
Yazar kitaptaki üç oyunu da seyircinin ilgisini çekecek düzeyde merak unsurlarıyla donatmayı başarmış.  Bunu yaparken kullanılan heyecan unsurlarının, olay örgüsünün ana ögeleri olmalarına dikkat edilmiş, içi boş heyecanlardan kaçınılmış.

Sonunu Sen Yaz isimli oyun, sevgi, aşk, aile bağları, kimsesizlik, terk etme/edilme ve pişmanlık gibi konuları ele alan, merak ögeleri yüksek, diyalogları sağlam bir metin.
                Çocuk sahibi olduğunu altı yıl sonra öğrenen bir baba, çocuğunu yuvaya terk eden bir anne ve bu koşullarda kimsesiz büyümüş bir genç kız (Güliz).
Eserde, kızının karşısına yıllar sonra da olsa çıkma cesaretini gösteremeyen babanın pişmanlıkları, çektiği acıları ve kızına kurmaya çalıştığı hayat, yarım kalmış bir senaryonun etrafında işlenir.  Güliz her gün arkadaşlarıyla senaristin evine giderek senaryonun tamamlanmasını beklerken karşısına çıkacak sürprizden habersizdir. Sahneler ilerledikçe senaryo ile gerçekler iç içe geçer, gerçekte kurgu olan senaryo mudur yoksa yaşanan hayat mıdır sorusu zihinlere yerleşir.
Yazar, kurmacayla gerçek yaşam öykülerini etkili biçimde iç içe geçirirken, terk edilme ve onun karşısındaki pişmanlık duygusunu da derinlemesine ele alır. Senaryonun kafalarda oluşturduğu sorular, dolayısıyla seyircinin merakı,  Güliz’in gerçekleri çözmesine kadar sürer. Senaryonun nasıl sonlanacağının anahtarı ise Güliz’in elindedir. Yani senarist, oyunun sonunu yazmayı Güliz’e bırakır. Bu bir anlamda sevdiklerimizin kaderlerinin, kısmen elimizde olduğunun başka yoldan anlatımıdır. İşte bu noktada “af” kavramı ön plana çıkar. Çünkü sonu belirleyecek olan bu kavramdır.
Seyirci, oyun bittiğinde, insan ruhu üzerinde affetmenin onarıcı ya da affetmemenin yıkıcı etkisi üzerinde düşünürken bulur kendini.
               
Ambar isimli oyunda yazar, dört işçi üzerinden, kara mizah ögeleriyle ağırlıklı olarak iktidar kavramını irdeler.
Dört kişinin çalıştığı küçük işletmede, işçiler düzenli çalışmalarını sürdürürlerken nasıl olur da yaşamları karabasana dönüşür ve sonunda birbirlerinden şüphe eder noktaya gelebilirler. Yazar, aralarında hiyerarşik yapı olmayan işçilerin dünyasına yönetici kavramını sokarak seyircinin iktidar ve ego kavramları üzerinde düşünmesini sağlar.
Oyunda, işçilerden egosu yüksek olan biri, kendini yöneticiliğe uygun görür ve arkadaşlarını bu yönde ikna eder. İşte bundan sonra işletmedeki huzur ve düzen bozulur. Kendini yönetici ilan eden kişi daha az çalışmaya başlar, diğer üç kişinin iş yükü artar. Yönetici olan kişinin kendi ücretini artırmasıyla kazançları da yüzde kırk oranında azalır.

Çalışma yaşamının rutin yapısı, buğday torbalarının bir köşeden diğerine, oradan da tekrar eski yerine taşınmasıyla verilir oyunda. Bir diğer etkili anlatım da oyunun efektidir. Her sahneye eşlik eden saat tik taklarının birden fazla işlevi vardır.  Çalışanların sese uyumu, çalışma yaşamındaki mekanikleşmeyi temsil ettiği gibi işçi ve işveren için de kazancın ya da duruma göre kaybın habercisidir. Nitekim dokuzuncu sahnede, çuvallardan birinin yere düşmesiyle saatin tik takları da durur.
Hepimiz zaman zaman yeniliklere karşı durmuş, değişimleri benimsemekte zorlanmışızdır. Hemen her iş yerinde çalışanların ya da yönetimin zaman zaman yeniliklere karşı çıktığı bilinen gerçek. Oyun, bu karşı çıkışların yanı sıra iş yapış şekillerini de irdeler ve sorgular.    
Hangi alanda olursa olsun iktidarın kötü amaçlı kişilerin elinde olması her zaman büyük sorunları da beraberinde getirmiştir. Örneğin halkın oylarıyla seçimi kazanan kişinin, zaman içinde faşizan uygulamalara yönelmesi ve diktatörlüğe heveslenmesi toplum içinde yarılmalara, kutuplaşmalara neden olabilir. İşte yazar, yönetimi ele geçiren kişi üzerinden bu konuya da değinir. Gerçek hayatta bir diktatörün demokratik yollarla devrilmesi nasıl olası değilse oyunumuzda da yöneticiyi devirmek ancak cebir yoluyla olur. Yönetici olan kişi diğer üç kişi tarafından ansızın alaşağı edilir.
İlerleyen sahnelerde, seyirci bir de büyük ambarla ve onun yöneticileriyle karşılaşır. İşte o noktada, yazarın başarılı kurgusu ve anlatımıyla izlediklerinizi işletme boyutundan çıkartıp devletler düzeyine de getirebilirsiniz.

Yazar son oyun Ses’de, yaşama dair pek çok hayalleri olan genç bir kadının, çılgınca bir deneye kurban olmamak ve yaşamak için direnmesini konu alırken paralelde hastalıklı, saplantılı düşüncelere sahip ruh halini ve kader gibi kavramları da işler. Bilimkurgu ögelerini de barındıran oyun, ölüm anında organların çıkaracağı varsayılan “muhtemel” ses üzerine kurulmuştur.
Yazılım uzmanı olan Kaan, tarihe geçme uğruna bir insanın yaşamını tehlikeye atacak deneysel çalışmalar yaparken öte yandan kendi iç hesaplaşmalarıyla boğuşur. Ancak yine de Nobel alma düşüyle çılgın projesini uygulamaktan kendini alamaz.  

Denek olan Gülhan ise oyun boyunca yaşam ve ölüm arasında gidip gelir. Duruma farklı konulardan yaklaşarak Kaan’ı vaz geçirmeye çalışır. “Bak ben bir insanım. Birileri için önemli bir insan… Nefes alıp veriyorum… Beni öldüremezsin. O kadar çok planım var ki gelecek için… Annem her hafta diyalize giriyor. Bensiz yapamaz…” Kendisinin vazgeçilmezliği ya da vaz geçemeyeceği insanları düşünmek elbette ki ölümün soğuk yüzünü hisseden pek çok kişinin aklına getireceği ilk şeyler.

Gül N. Yuyucu Yıldırım, Toplu Oyunlar kitabındaki oyunlarını yazarken tempoyu düşürmemeye özen gösterir. Yer yer fantastik ögeler kullanarak olay örgülerini ustaca kurgular. Yarattığı canlı karakterlerle insan olmanın zayıflıklarına değinerek yaşamımıza ayna tutar.

Gül N. Yuyucu Yıldırım
Toplu Oyunlar
Truva Yayınları  2016
158 sayfa


Yazan: Nalan Yılmaz