İktidarlar
yalnızca zihnimizi değil, bedenimizi de kurgular. Bu nedenle hem
kimliğimizi hem de diğer insanlardan farkımızı ortaya koyan
bedenlerimiz, iktidarın doğrudan hedefidir. Okullarda çocuklarımızın,
orduda askerlerimizin saç uzunlukları santim santim irade tarafından
belirlenir. Kadınların ya da erkeklerin nasıl giyineceği, kıyafetleri,
makyajları, beden duruşları, yürüyüşleri, el kol hareketleri yani bedene
ait her şeyleri kurgulanmıştır. Otoriteye karşı çıkanlar “kötü”dür.
İktidarın dayattığı kimlik ile bireyin kendisi için kurgulamaya
çalıştığı kimlik arasında fark olduğunda savaş kaçınılmazdır. Bunun en
keskin yaşandığı alan cinsiyettir. İşte bu noktada toplumsal cinsiyetten
bahsetmek gerekir. Toplumsal cinsiyet, kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rollerini ve sorumluluklarını ifade eder. Toplumun
kadın ve erkek olarak bizi nasıl algıladığı ve bizden neler
beklediğiyle ilgilidir. Pek çok imge, içinde bulunduğumuz kültür
tarafından bize verilmiştir ve koşulsuz uyum beklenir.
"Tutkunun
Veronica Voss'u" öyküsü kolay unutulacak bir metin değil. Bilinen
ezberleri bozmaya yönelik, düşüncelerimizi duygularımızı kıpırdatan,
toplumsal cinsiyeti reddeden insanları konu alan farklı bir metin.
Okuyucuyu pek çok yerden vuran, ince ince işlenmiş, her kelimesi
tasarlanmış bir eser. İnsan olmak, toplumsal bilinç, sıkı sıkıya
sarıldığımız yaşamsal ezberler, dayatma, beden ve ruh bütünlüğü, sevmek,
yaşamak gibi kavramlar, okurken kafanızda fır dönüyor. Anlatılmak
istenen şeyler her ne kadar bir travesti üzerinden anlatılıyorsa da
aslında konu bir travestinin dramı değil, doğallıktan bağını koparmış
insanlığın dramıdır. Sevgisizlik ortamında boğulan bireyin var olma
çabası ve toplumun giydirmeleri karşısındaki çaresizliği, aykırı bir
karakterle anlatılır.
Doğayla
bağını koparmış birey, yaşamı boyunca çok farklı eğitimlerden geçer.
Ailenin, toplumun, devletin verdiği bu eğitimlerin evrensel doğrular
olup olmadığı tartışmalıdır. Eğitimle birlikte doğadan kopuş başlar ve
bireyin kişisel bütünlüğü tehlikeye girer. Çünkü bu süreçte bireyin
kendisi için gelişimi değil, üyesi olduğu toplum için gelişimi ön
plandadır.
Öykü, "Aslında ne kadar duygusal bir şey orospuluk etmek…" cümlesiyle başlıyor ve birkaç satır sonra "… Aklımda orospuluğun inceliklerini öğrenmek için ödediğim bedeller…" cümlesi ile devam ediyor. Bildiğimiz ezberlerle çelişen bu cümleler amacına ulaşıyor ve dikkati ayakta tutuyor.
Kahraman kendini olduğu gibi ifade edemez ve her şeyi saklayan, gizleyen geceye sığınır. "Tam bana göre bir şey gece. Tam bize göre. Biz'enin göreceliğine göre"
(s/150) Bu cümleler, metnin size sunduğundan daha fazla şeyler
içerdiğinin habercisidir. Gecede renkli ışıklar bile siyah beyazdır.
Güçlü olmak zorunda olunan bu yaşamda her şey siyah beyazdır. Her şey
güzeldir ya da çirkin, iyidir ya da kötü, güçlüdür ya da zayıf…
Sistemin,
egemen olanın değerleri ön plana çıktığında birey artık özünü
kaybetmiştir. Bu durumdaki kahraman, bir "tasarlanan" dır. Toplum
tarafından rolleri belirlenmiştir, kurgulanmıştır. Gecenin karanlığına,
gizemine sığınıp istediği hayatı sürdürmeye çalışır. Kendini gözetler,
sergiler, seyreder. Üstündeki her şeye dokunur, tilki kürk, elmas broş,
beyaz inci kolye. Bedenine dokunarak kurgulanmış biri olmamayı diler. "İmge miyim ben? Yalnızca bir imge mi? Bana verilen Ben miyim?"
(s/150) söylemi bir haykırıştır. Yaşamını, varlığını sorguladığı andır.
Toplumun giydirmeleri doğrultusunda oluşan kimliği, onun gerçek kimliği
midir? Ne için yaşar? Ne için vardır? Yoksa kendi kurduğu ya da ona
kurulan yalanın içinde debelenmekte midir? Gösteri dünyasının yıldızı
olmak onun için kurtuluştur "Başroldekiler. Aranızda olmak için neler verdim, neler…"
(s/151) Beyaz perde, onun için hem yaşamın acımasızlığından kaçış hem
de kadın olmanın, kadın olarak bütünlenmenin doruk noktasıdır.
Parçalanmış
kimliğinin uyumsuzluğunu, kadın olmanın dayatılmış nesneleriyle
kapatmaya çalışır. Bunu başarmak için kullandığı şeylerin hepsi çok
kadıncadır. Döpiyesi, krokodil çantası, kadınlar için sarılmış incecik
naneli sigarası vs. İçinin karanlık salonundaki beyaz perdede her şey
ödünçtür, her şey giydirilmiştir. "Hayatımın beyaz perdesinde her şey ödünç. Her şey giydirilmiş." (s/151). Duyguları, düşünceleri, değer yargıları ve daha pek çok şey sahtedir. Hatta orospuluğu bile sahte ve ödünçtür.
Yazar,
tüm yönleriyle toplumu yargılamaktadır. Özgür irade ile seçildiği
sanılan şeyler bile gerçekte ne kadar özgür seçimlerdir? Eğitim,
kadın/erkek kimlikleri, mesleki kimlikler, cinsel kimlikler….
"Duygularımız,
düşüncelerimiz, değer yargılarımız, sevinçlerimiz, hüzünlerimiz,
kaygılarımız, üzüntülerimiz, acılarımız, aşklarımız, orospuluğumuz her
şey her şey sahte ve ödünç" (s/151).
"Ben, ben değilim./Ben yalnızca bir imgeyim./Verilmiş bir imge./Kuşatılmış bir imge/Kuşanılmış bir imge" (s/152).
Birey toplumun dayattığı imgelerle kurgulanmıştır ve sunulmuştur. "Ey bizim sandığımız hayatlar!"
(s/153) cümlesi ise çok dikkat çekicidir. İçerdiği anlam ve cümlenin
sonundaki ünlem okura, yaşamını, seçimlerini ve sahip olduğu
özgürlüklerini sorgulatma bakımından görevini yapmıştır. Öyküyü bir
senfoniye benzetecek olursak bu cümle davulların çaldığı andır.
Böyle
bir toplumda yaşayan ve bütünlük sorunu olan kahramanın varlığı bir
puzzle'dır. Eksik parçalarını nesnelerle tamamlamaya çalışır. Yitik
parçaların boşlukları -tatmin olmamış hayaller, doyurulmamış istekler,
doyasıya yaşanamamış cinsellikler ve özgüven- başka şeylerle
doldurulmalı, yoklukları gizlenmeli, örtülmelidir. "gecenin", "kadınlığın" ve "gece kadınlığının" puzzle'daki yerleri doldurulmalıdır.
Kahraman
kurtuluşu aşkta bulacağına inanır. Aşk ölümsüz mutluluktur, hayatın en
temel gerçeğidir. Tüm yaraları sarar, kırıklıkları onarır. Çok kez
sevmesine karşın gerçek aşkı bulamamıştır.
O
gece, kaportacı delikanlı karşısına çıkan ilk fırsattır. Delikanlı için
o bir mucizedir. Oysa, kahramanımız için hiçbir mucize kalmamıştır
dünyada. İlk on dakikada âşık olmuştur ama monogami/poligami çelişkisi
içindedir. İşte şimdi orospuluğun duygusallığı içindedir. Fakat her şeye
karşın aşk hiçbir zaman pişman olmamaktır. "…love means never having to say you're sorry" (s/157)
Seks yaşama tutunmanın yoludur çünkü, her şeyi içerir. "sex contains all"
(s/158). Yaşamak için, yaşadım diyebilmek için, orospuluk yapmak
zorundadır. Bulunduğu her mekanda seks yapmak var olmanın başka bir
yoludur. Bunun için akla gelebilecek/gelemeyecek pek çok mekânın
listesini tutar. Sevgi yaşamın en temel kavramıdır. Kendimizi değerli
bulamak, mutlu olamak iç dünyamızda sevgiye ulaşmakla mümkündür. Bir
anlamda 'ben' den 'biz'e gitmenin yoludur. Ölümsüz mutluluğu tadabilmek,
ölümsüz olabilmek için kısa süreceğini bile bile, kurmaya çalıştığı
bütünlüğü aşkta arar. Parçalanmış kimliğine insani bir şey katmak,
puzzel'ı birleştirmek ister. Aşk en insani şeydir ancak tüm çabasına
karşın hiçbir zaman gerçek aşkı tadamayacaktır. İçinde öylesine derin
bir öfkeyi, sonsuz bir nefreti barındırır ki bunca olumsuz yoğun ve
yüklü duygulardan sonra sevmeyi becermesi mümkün değildir. Çünkü sevmeyi
becermek için, biraz olsun mutlu olmak şarttır. İnsanlar, ancak topluca
sevebilirlerse gerçekleşebilecek bir şeydir sevgi. Gerçek sevgi
yaşandığında, insanlar tam anlamıyla özgür olacaktır. İşte o zaman
insanlar bütünlüklerini koruyabileceklerdir ve kahramanımız (ve
insanlık) ölümsüz aşkı yakalayacaktır.
Öykü bittiğinde, okurun dilinden "Aslında ne kadar duygusal bir şey orospuluk etmek…"
sözleri kendiliğinden dökülecektir. Yazar okuyucuyu tekrar başa
döndürmeyi başarmıştır ve metin her okunuşunda yeni şeyler sunacaktır.
Tutkunun Veronica Voss'u
KIRK ODA
Murathan Mungan
Metis Yayınları - 2005
Nalan Yılmaz
Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi Yıl:6 Sayı:33 Mayıs - Haziran 2010
Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi Yıl:6 Sayı:33 Mayıs - Haziran 2010